Kayıtlar

ALCATRAZ'DAN SELAMLAR

Temyiz edilemez mi rol çalan o ön yargılar ? Teklifsiz konuşmakta ısrarlı, seçiciydi algılar Bir bakışla mahkum ettin , Alcatraz'dan selamlar. Sepetindeki yarım elmalarla anca kendini tamamlar. Kendini kendinden dinlediysen , yeter artık sen de dinlen. Meydanda kazan , masada ver , keyfe keder, boşver eğlen. Bu kaçıncı evre , bitmez oldu devre , pardon hangi boyuttayız ? Belki zirvedeyiz belki dipte , şu bir gerçek : ikimiz de huduttayız. Üzümünü yedi doydu ya gamsız , şimdi hedefte bağcı var. Ruhun dikleştikçe dostum , bir bir düşüyor dağcılar.

İŞLEVSİZ BİR ÇUVALDIZ

Bir randevu mu mevzu bahis ?  Ne kadar da şıksın (!) Aynalar sana meftun , sen kendine aşıksın. Taşlamadım taşlandım , günler geçti yaşlandım En davetkar düellolarda , ben hep barışa inandım Ne kadar da ucuza okutmuşsun günler verdiğin fermanını Elinde işlevsiz bir çuvaldız, samanlıkta arar dermanını İki elden bir ses çıkmıyorsa bırak sessizlik kazansın Bitap düşmüşse sözcüklerin , dizelerime uzansın Pembe beyaz yalanlar , amaçsızdı talanlar Olan oldu artık yani , nedir geriye kalanlar ?

SALYANGOZLAR

İnanmadığın şeyler için koyduğun hedeflere, atışların ıskadır. Söylemlerin ferah, geniş... yapıtların sıskadır. Vardır her şeyin mutlak bir sahibi veya sahibesi Tutsak olduğun mutsuzluklar, özgürlüğünün şaibesi Elinde tembel bir deste ve ümit yoksunu kozlar Beceriksiz bir hayal taciri ve satamadığı salyangozlar Betimleyebildiğin kadar yaz ve tasdik iste şu kalbinden Kalemimdeki muziplikler kiralıktır sahibinden Dünden razı aşıklar, bozuluyor bedelsiz bir çekle Zamansız gelmesin zaten , mümkünse Kasımı bekle.

KIRK SATIR

Dolu tarafından bakabilidiğin kadar , boştu elindeki bardaklar Yalanlarının pisliklerini ,  zannedersin ki inkarların paklar İkilemlerinde iklimlerin şaşırmış , güneş beklerken yağan karlar Düşmez kalkmazlarının gölgesinde , yıkılmak üzere duvarlar Gafil avlandım ey aşk ,  kendi dünyamda volta atarken Mahvettin belki tüm ahengi , beklenenden geldin erken Yatıya kalan misafir gibi, içimdeki gri hatıralar Siyah içindeki beyazları ayıklıyorum ben de bu aralar Kırk satırla öde bedelini, ver özgürlüğünü satırlara Düne hasret yeter artık , hazır mısın yarınlara ?

PANDORA

Saltanatın hükümsüz , kendi kasvetinde yüz , yolcu yok bu seferde Şerrin hayrına hayran , biraz erken davran , senaryosuz bu perde Her doğaçlamamda dilime pelesenk olan sözcüklerden alacaklıyım Alelade cümlelerden yapılan çıkarımlarda ben en derinde saklıyım Tacir ol ve hayal sat, yeme de yanında yat , sana da selam Pandora.. Açıyorum kutunu sus , lanet etmekte Zeus, kim dayanabilirdi bu kura Teşbihlerinde aşka daldın , yarısında uyuyakaldın , üstünü ben örterim. Öteleyemediğin kadar kovalar zaman ,  firarlarda bak ilham perim. Belki de verdiğin her savaş, yeni bir sulhun antlaşması Barış elçilerin yolda dostum, üç vakittir ulaşması

ANEMİ

Aklımdaki bit yeniklerine sarılıp daldım bu geceki düşlere Samimiyetsizlik çığlık atarken , seyre daldım gülüşlere Kaç liman var yanaştığın ve kaç yanaşma var tanıştığın ? Gayri safi mutluluk yok , cari açık bir yığın. Ben Heredot olurdum hep , sen tarihi kahraman Kadranların keyfi çakır , akıp geçerken zaman Anlaşmamız koşulsuz, maddeler geçersiz artık çoktan kalktı bu gemi Sabaha kadar anlatsan da bazen ; bakışlar boş , beyinler ise anemi. Korktuğum şudur ki : yaptıkların yapacaklarının teminatı Bedenin altın kafeste zaten , hayallerin yılkı atı.

GÖÇEBE BİR KUŞ

Dilinden dökülenleri toparlamak, zaman alıcı faaliyet. Akıl baloncuklarındaki ifadeler net, görünürde gayet. En donuk ifadelerin altında bile curcunalardan vazgeçilmez. Aklının kulislerindeki dedikoduları ise kimsecikler bilmez. Hissetmek istediğin basit bir aidiyet duygusu , koşmuş ve yorulmuşsun. Az soluklanayım diye verdiğin molalarda bile göçebe bir kuşsun. Tam şu anda, mantıksal varyasyonlarında rastladığın bir kaçıklasın. Vakit nakitken , kredi çekmek neyin nesi ? Biri bana açıklasın. Kendin çaldın, oynadın, pişirdin ve de yedin. Kalmak istiyorsan şayet kendine bir yer edin.